Merhaba Arkadaşlar ;

İş Güç , Kasırga derken bir süredir yazmaya vaktim olmadı.Bugün hiç büyük şehir sevmeyen biri olarak çok beğendiğim bir metropolden bahsetmek istiyorum . TOKYO !!

Tokyo denince benim aklıma hep depremler , pokemon ve beceriksiz bir Alman müzik grubu geliyor hep . Ama emin olun Tokyo bundan çok çok çok daha fazlasıymış.Çok uzun zamandır gitmek istediğim bir yerdi Japonya ve bir yerden başlamak lazım dedik . O dönem zaten Güney Kore’de bulunduğumuz için Seoul ‘dan Tokyo’ya 2 saatlik bir uçuşla vardık.Pasaport konrol hayatımdaki en kolay geçiş oldu . Türkiye’ye giderken bile sıkıntı yaşadığımı hesaba katarsak Japonya belkide en kolay giriş yaptığımız ülke oldu.Vize uygulaması yok kapıda hemen vizeyi yapıştırıp gönderiyorlar.Narita Havalimanı gayet sade ve güzel . Şehir merkezine uzaklığı 45dk civarında fakat sürekli toplu taşıma bulmanız mümkün.Tokyo içinde Uber de kullanabilirsiniz fakat ilginç Japonya’nın heryerinde yaygın değil.Toplu taşıma gayet uygun ve konforluydu . Ve Tokyo’dayız.

 

Dünyanın en kalabalık Metropolü.Gökyüzünü kapatan dev binalar , heryerde insanlar ve araçlar .Fakat ilk dikkatimi çeken ve seyahat boyuncada beni hayran bırakan şey yapılaşmadaki düzen ve saygı anlayışı oldu.Japonya tarihi boyunca hep çok güçlü bir imparatorluk olmuş . Çok büyük savaşlar , nüfusun yarısını ortadan kaldıran depremler görmüş fakat buna rağmen aynı sistemini tekrardan inşaa etmeyi başarmış.Tokyo’nun tarihi çok eskilere kadar dayanıyor ve tarih boyunca değişik sıfatlar almış bir şehir.1400 lerde Edo halkına ev sahipliği yapan ufak bir balıkçı kasabasıymış. 1600Lerin başında imparator Tokugawa Ieyasu burayı Kültür ve Politika şehri yapmış.Fakat bu süre boyunca İmparator ve ailesi Kyoto şehrinde yaşamaya devam etmiş . Tokyo’nun başkent olması imparatorun ölmesi ve yeni imparator Meiji’nin Tokyo’ya taşınması ile olmuş. ( 1868 ) Bundan sonraki sürece Meiji Dönemi deniyor ve 1912 lere kadar sürmüş bu dönem. Japonya bu yıllar arasında ciddi anlamda Batı Asimilasyonuna maruz kalmış . Tokyo’da dikkatimi çeken konulardan biri mimari olmuştu çünkü kafamda hep tipik Asya mimarisi beklerken tam tersi Batı mimarisi gördüm . Heryerde değil tabi ama beklentimin çok üstünde yine de. Hepsi bu dönemde olmuş meğerse . Şehirler arası iletişim ağları kurulmuş . Lokomatif hattı oluşturulmuş .Hatta insanlar batı tarzı giyinmeye başlamış , saçlarını batılılar gibi kestirmiş . Tabi bu dönemde politik sistemde değişmiş ve İmparator ilk devlet başkanını görev başıma getirmiş . Gördünüz mü Batı oraya da medeniyet getirimiş yani !!

Eylül 1923 yılında Tokyo’nun çok büyük bir kısmı Büyük Kanto Depreminde zarar görmüş. Sadece deprem değil , deprem kaynaklı oluşan yangınlarla 140.000 den fazla insan hayatını kaybetmiş.300.000 ev yıkılmış.Depremden sonra başkan bir şehir yapınma planı çıkartmışlar fakat plan bütçenin çok üzerinde çıkınca işler istedikleri gibi gitmemiş.Fakat pes etmemişler . Bu kadar büyük yıkıntıya rağmen altyapıya büyük yatırımlar yapmışlar. Depremden hemen 5 yıl sonra ilk yeraltı metro hattını açmışlar mesela.Bana çok mu acildi diye sordurtmuştu ? Çünkü anlattıklarına göre Tokyo’yu baştan yaratmaları gerekmiş .Hemen ardından havalimanını ve büyük limanları faaliyete geçirmişler . Böylece bir yandan şehri inşaa ederken bir yandan ticaret ve diğer faaliyetlere devam etmişler .1940lara geldiğimizde ise Tokyo sanatı kültürü ve eğitimi ile metropol olmuş bile .

1941 yılı geldiğinde bu seferde savaş vurmuş Tokyo’yu. Bombalamalarda 200.000e yakın sivil ölmüş ve şehrin yarısı yıkılmış. 276.000 ev yıkılmış . Hiroshima ve Nagasaki’den konuşmak bile istemiyorum.Yılmamışlar !! Acil durum deyip demokrasiyi askıya da almamışlar. Seçime gitmişler . Yeni devlet başkanını seçip şehri yeniden yapılandırmaya başlamışlar.1950 lerde büyük ölçüde toparlanmışlar hatta ekonomide büyümeye başlamışlar . 1953 yılında televizyon yayınlarına başlamışlar ve 1960 yılına Dünya’ya kendilerini göstermek için Olimpiyatlara ev sahipliği yapmışlar. 1980 sonrası ise malum . Ekonomik olarak temelleri güçlü bir Japonya . Bilmem takip ediyormusunuz ama Japonya son 6-7 yıldır ekonomik olarak tarihinin en büyük durgunluk dönemini yaşıyor . Bu kadar uzun süren bir durgunluk döneminde beklenti ülkenin küçülmeye gitmesi fakat Japonlar bütün ekonomistlere yanıldınız dedi !! Sapasağlam yoluna devam ediyor. Şimdi bütün tabloya bakınca bir ders çıkarmak lazım gibi . Son yüzyılda 2 kere ağır yıkım görmüş bir ülke . Her toparlanma döneminde her mahalle başına Cami- Kilise – Tapınak dikmektense Üniversite , Havalimanı , metro ile yola başlamış.Bulduğu her boşluğa Toki yapıp size uzun vadede hiç bir maddi getirisi olmucak beton dökmektense bilime – bilişime – teknolojiye yatırım yapmış. Bugün Japon çocukları okula başladıklarında iki yere gidiyor . İlk nükleer saldırıda yıkılan kentler Hiroshima ve Nagasaki . İkincisi ise şuanki teknolojik gelişmeyi temsilen hızlı tren . Ve çocuklara eğer çok çalışıp bu hızlı trenden daha hızlı giden bir tren yapmazlarsa sonucun az önce gezdikleri kentler gibi olacağını söylüyorlar.

    

Japonlar kültürlerine inançlarına gerçekten çok bağlı .Fakat bunun yanında bütün inanç ve kültürlere saygılı . Tek istedikleri sen benim inancıma saygı duy bende seninkine.Tokyo’nun merkezinde kocaman bir Tokyo Camii var mesela . Kendi inançları ise Shinto . Bu bizim bildiğimiz bir inanç sisteminden öte daha çok felsefe temelli bir sistem . Tanrı’nın Yolu .Budizm değil ama çok yakın diyebilirim . Shinto hiç bulunmamış ve hiç bir yerde de sembolize edilmemiş mesela . İnançlarına göre Shinto her Japon’un kalbinde . Yani misyonerliğe veya kitaplara ihtiyaçları yok . Shinto Tanrısı Kami doğada her şekilde olabilir . Rüzgar , yağmur , Kar , ağaç , dağ , tepe .. Ve insan öldükten sonra doğaya döner . Yani Kami olur . Meiji döneminde Shinto Devletin resmi dini olmuş . Bugün ise devletin resmi dini yok . Hristiyan topluluk nüfüsun sadece %1 – %2 si ni oluşturuyor.Büyük çoğunluk ise ateist . Shinto gelenekleri daha çok düğünlerde vs görülüyormuş artık . Sadece eski bir gelenek olarak . Eğer is bir Japon’a ben muz’a tapıcam derseniz muhtemelen size vereceği cevap ; tamam eğer muzu tanrın olarak görüyorsan benim için uygundur bende saygı duyarım Tanrı kabul ederim ama inanmam olacaktır.

Tokyo’nun hikayesi bu şekilde . Bizim hikayemiz ise ayaklarımız kopana kadar Tokyo sokaklarında yürümeli . Havalimanından bindiğimiz otobüs bizi şehir merkezinde bıraktı .Hemen bir metro bulup kalacağımız oteli bulmak için haritayı incelemeye başladık . Toplu taşıma için isterseniz günlük ya da 3 günlük çok kullanımlı biletler satın alabiliyorsunuz . Metro hattı Kore’deki hatta göre daha az gelişmiş .Sebebi Tokyonun Seoul’a göre daha eski bir yapılaşma olması.Ve deprem riskinden dolayı çok fazla yeraltında uğraşmak istememeleri sanırım.Hemen 2 transfer ile öğlen saatlerinde konaklayacağımız yere vardık . Japonya’da odalar ve evler çok ufak ve sade . Biraz dinlendikten sonra kendimizi yollara attık . İlk durak Harajuku . O gün ne kadar yürüdük bilmiyorum ama ayaklarım bir noktada yoktu artık . Bir arkadaşımızın tavsiyesi ile ufak bir noodle lokantasına gittik . Sistem biraz ilginç geldi bana . İlginçlikler kapıda sipariş verme ile başladı çünkü siparişi bir makinata veriyorsunuz . Benim ve makinanın 3 dk boyunca amaçsız bakıştığını gören bir çalışan hemen yardıma koştu ve sistemi anlattı . Basit ; parayı at fotoğraftan yemeği seç , fişi görevliye ver . İçerisi daha ilginçti çünkü bir barda oturuyormuşsunuz gibi fakat kimseyi görmüyorsunuz . Sağa ve sola bloklar koymuşlar . Ufak bir pencereden siparişiniz geliyor . Siparişi getiren insanında sadece ayaklarını görüyorsunuz . Eğer yeni bir siparişiniz varsa kağıta yazıyorsunuz , gelip kağıdı alıp siparişi getiriyor. Japon bir arkadaşıma bu sistemin sebebini sordum . Verdiği yanıt bütün metropellerin kanseri olan a-sosyal yaşam oldu . Yanlış anlamayın bundan kastım yemek yerken bile kimseyi görmek istemeyen insanlar varmış .Düğünlerinde veya özel günlerinde hiç arkadaşı olmayanlara para karşılığı arkadaş kiralayan şirketler varmış mesela. Ben saçma sapan vergilendirme nasıl oluyor diye sordum ama meğer fiş bile kesiyorlarmış .

Yemek yedikten sonra Tayland’da kaldığımız hostelde tanıştığımız Japon kuaför arkadaşı bulmaya çalıştık fakat maalesef bulamadık . Google Map bizi hep başka yerlere taşıdı . Bu sırada ünlü Japon bahçelerinden birini gördük . hemen içeri girdik . Şehrin merkezinden bir anda sizi bambaşka bir atmosfere sokuyor . Burada her çeşit insanı görebilirsiniz . İş çıkışı yürüyüşe çıkmış , spor yapan , kitap okuyan , oyun oynayan … Yoğun günün ardından biraz hava almak için güzel bir ortam . Bu tip parkları şehrin çeşitli bölgelerinde bulmanız mümkün . 2006 da Yeşil Tokyo adında bir proje başlatmışlar.Yol kenarılarındaki ağaç sayısını 480.000 den 1.000.000’a çıkarmayı hedefleyen bir proje . Projeyi başarı ile tamamlamışlar.Ama yinede beton aynı beton . Tokyo sokakları çok temiz . Yürürken yerlerde nerdeyse hiç çöp görmedim desem yalan olmaz . Geri dönüşüm heryerde uygulanıyor . Ve insanlar geri dönüşüm kurallarına uyuyor .

Daha sonraki günlerde kafamıza göre Tokyo’nun birçok yerine gittik . İnsan arkadaşının dönmesini aynı istasyonda bekleyen Hachiko’nun hikayesini duymuşsunuzdur . Hollywood bunu bir Amerikan hikayesi gibi göstersede aslında olay Japonya’da Shibuya istasyonunda gerçekleşiyor. Hachiko hersabah arkadaşını işe gittiği istasyona götürüp akşamda işten dönene kadar bekleyip eve beraber dönüyormuş . Fakat bir gün arkadaşı geri dönmez . Başkaları Hachiko’yu sahiplenip götürsede bir yolunu bulup istasyona geri gelir .En sonunda pes ederler ve Hachikoyu orada bırakırlar. Hachiko aynı yerde tam 9 yıl bekleyip aynı istasyonda ölür . Japonlar buna saygı olarak istasyona Hachikonun heykelini yapmışlar . Fakat İkinci Dünya savaşında kaynaklar tükenip maden ihtiyacı doğunca heykeli eritip kullanmışlar . Savaş bittikten sonra da yenisini yapıp aynı yere koymayı ihmal etmemişler.Bunun benzeri bir olay sanırım Ankara çevresinde de yaşanmıştı. Trafik kazasında ölen arkadaşını aynı yol kavğaşında bekleyen bir köpek vardı . Birkaç yıl sonra aynı yerde araba çarptı ve O’da öldü .

Duraklarımızdan biri de Samurai Müzesi oldu . Populer kültürün çok kullandığı Samurai figürleri aslında Japon tarihinde önemli yer tutuyor.Samurai’lar 10.yydan – 19.yy’a kadar Japonya’nın askeri gücünü oluşturmuşlar ve bazı dönemlerde siyasi anlamda ciddi söz sahibi olmuşlar . Elbiseleride döneme göre farklılıklar göstermiş. Bir samurai’ın kuşanması yaklaşık 20dk sürüyormuş . Ağır zırhlar kullanmıyorlar . Başlıkları rütbelerini simgeliyor ve silah olarak kılıç ve ok kullanıyorlar.1600 lerden sonra Samurai sıstemi iyice oturmuş ve askeri onluk sistem tarzı bir sisteme geçmişler . Genel olarak Üç kademe var .

1) Gokenin – En düşük seviye

2)Goshi – Bu seviye çiftçilik yapabilir , toprak işleyebilir fakat bir üst seviyeye geçene kadar tek kılıç taşımak zorunda

3)Hatamoko – Üst seviye asker . Genellikle savaşlara bu seviyedeki samuraylar katılıyormuS

Samurai sistemi biraz Ortaçağ Feodal sistemi gibi . Bir toprak lordu var . Lord toprağı işletiyor , askeri besliyor ve savaş zamanı orduya katılıyor. Yani Samurai’da olsanız marabasınız . Osmanlı’daki Tımarlı Sıpahi sistemide buna benzer bir sistem .Bazı samuraylar Japon tarihinde kahraman gibi görülüyor ve önemli yer tutuyor .

Yağmurlu bir Tokyo sabahına uyanınca ne yapalım diye düşünürken aklımıza parlak bir fikir geldi . Yebisu Bira fabrikası 🙂 Fabrikanın hikayesi savaş dönemine kadar gidiyor . Japon girişimci boşluğu görüp fabrikayı kurmuş ve çok hızlı gelişme göstermiş . Bugün fabrika müze olmuş ve içeride farklı biralar tadabiliyorsunuz. Ben biraları çok beğendim . Müzeyi de :))

Tokyo ile ilgili yazıcak , söyleyecek çok şey var . Gittiğim her nokta ile ilgili adres , koordinat vermektense içeriğinden bahsetmek benim için daha keyifli geliyor ama eğer merak edenler varsa bana herzaman özelden yazabilir . Elimden geldiğince yardım ederim. Japonları en hoşuma giden özellikleri kültürlerine sahip çıkmaları oldu.Hatta öyle ki bir dönem Hristian etkisi altında kalınca ülkeye giriş ve çıkış yasaklanmış . Bu sebeple Batı her nekadar içeriye girmeye çalışsada Japon kültürü sapasağlam duruyor gibi . Umarım Japonya’nın kalan kısmını gezmek içinde ileride imkanım olur ve oradaki gözlemlerimi de paylaşırım sizinle …

Şimdilik Hoşçakalın 🙂

Ne olduğunu bilmeden aldığım yol kenarından aldığım bir yemeğin ne olduğunu anlamaya çalışırken ben 🙂

Yazar

Yorum Yaz

Pin It