Son dönemlerde artan nüfusun ve insan faaliyetlerinin doğa üzerinde yarattığı stresten çok söz eder olduk.Her ne kadar bazı politikacılar kabul etmesede oluşan bu stresin fiziki sonuçlarını artık gözlemleyebiliyoruz.Ayağı toprağa basmadan gözünü alışveriş merkezlerinde açan bir kuşak gözünü yeşile dikmiş yeşeren ağaçlar yerine yüklesen binaların hayallerini kuruyor.Şehirlerde zar zor seçebildiğiniz nadir kalmış park ve bahçeler zamanla betona yenik düşüyor .Şehirleşme gerçekten bu mu peki ? Daha farklı bir şehirleşme planı oluşturulamaz mıydı ?

 

 

Şimdi durduk yere nerden aklına geldi artık iş işten geçmiş demeyin.Beni bu düşüncelere iten etken Japonya`da sıcağın altında yürürken ve altında sığınacak bir ağaç gölgesi ararken çölde bir vaha gibi karşılaşımıza çıkan meşhur Japon Bahçeleri oldu.Canlandırırken ufak bir bahçe hayal etmeyin . Çok ilginç bir şekilde sizi şehirden alıp tamamen izole bir şekilde yalıyan bir bahçeden bahsediyorum.Genel olarak sakin olan Japonları daha da sakinleştiren , öğle arasını bir cafede geçirmek yerine daha sessiz bir yeri tercih eden çalışanların ya da okuldan kaçan ( bence kesin kaçtılar ) çocukların sohbet ettiği bir vaha burası.

Bahçeye ilk girdiğimde benim için normal bir parktan daha öte değildi hatta küçüklüğümde dedemin beni sıkça götürdüğü Üsküdar`daki Fethipaşa Korusunun yanında adı bile anılmazdı.Fakat Japonyanın farklı yerlerinde farklı Japon bahçelerini gezdikçe ve okudukça bu bahçelerin arasındaki benzerlikler ve farklılıklar dikkatimi çekmeye başladı.Daha sonra ufacık bir kitapçıkta okuduğum bir sözden sonra biraz araştırma yapmaya kadar verdim. Şöyle yazıyordu ; Bir Japon bahçesinde hiçbirşey tesadüf değildir ve şans eseri oluşmamıştır. Bu bahçelerin bir matematiği vardı . Fark ettim ki Japon bahçeleri Japon Sanatının bir parçası .

Bahçelerin Şehir planlamalarına dahil olmaları altıncı ve yedinci yüzyıllara kadar uzanıyor.Bu dönemde Asuka Dönemini yaşayan Japonya Çin`e diplomatlar ve öğrenciler gönderiyor .Bu diplomatlar seyahatlerinde Geleneksek Çin Bahçeleri ile tanışıyorlar ve döndüklerinde ülkelerinde uygulamaya başlıyorlar.Tabi o zamanlar bu parklar sadece Kraliyet Ailesine ve Soylulara açık alanlar . Zaten o dönemde yeşile ulaşmakla ilgili bir sorun olduğunu sanmıyorum.Kraliyet ailesini cezbeden tarafı doğadan çok bir sanatın içinde bulunmaları.İlk döneme ait olan bahçelerden hiçbiri günümüze ulaşmamış zaten 2.Dünya Savaşında birçok bahçe ciddi zarar görmüş.

Japonyanın Zen Budizmi ile tanışması sonrası bu bahçeler daha farklı anlamlar kazanmaya başlamış.Bahçelerde kullanılan herşey  doğadaki bir elemente atıfta bulunmuş . Mesela Zen Tarzı bahçelerde sadece Kum ve Çakıl bulunuyor.Ve bu elementler suyu ,  bulutu ve saflığı temsil eder.

Her ne kadar bahçeler dönemlerine ve tasarımlarına göre sınıflara ayrılsa da birçoğunda ortak olan elementler var .Bunlar kum , çakıl ,göl ,köprü ,adacık ,tepecik ,çaybahçesi ,balık ,kaya vs …Hepsinin de temsil ettiği birşey var.Gölcükler okyanusları temsil ediyor .Taşlar ve kayalar doğadaki 4 elementi temsil ediyor.

Suyun içine konulan taşlar ; Yin ve Yang yani su ve taş iki zıt element ve bu zıt elementlerin beraber kullanılması doğadaki dengeyi temsil ediyor.Eğer gölü besleyen bir akan su varsa suyun doğudan batıya doğru akması gerekiyor.Çünkü Doğu yeşil ejderhanın evi ve Batı Beyaz Kaplanın evi . Bu doğrultuda akan su bütün kötülükleri temizleyip götürüyor.Eğer su Kuzeyden Güneye doğru akıyorsa şans getirdiğine inanılıyor.

Taşlar eğer dik konulmuşsa Çin Budisminin 8 Ölümsüzlerini temsil ediyor.Sekiz Ölümsüzlerin doğruyu aramak için çıktıkları yolculukta ölümsüzlüğe ulaştıkları ve bazı özel güçleri olduğuna inanılıyor.

Köprüler daha ilerleyen zamanlarda kullanılmaya başlanmış ve ölümsüzlüğe giden yolu temsil ediyor.Ahşap veya taş köprü olması gerekiyormuş.Bazı bahçelere taştan yapımış içi su dolu kovalar var daha sonra öğrendik ki bunlar geleneksel Çay Bahçelerinde bulunuyormuş çünkü bu bahçelere girerken el yıkamak zorunluymuş.

Bahçedeki bütün ağaçlar ve çiçekler tek tek seçilerek düzenleniyormuş .Mevsimlik olması ve mesela sonbahar gibi mevsimlerde yapraklarının döneceği renk dikkate alınıyormuş.Baya stresli iş yani.

Bahçeler eskiden kraliyet ailesine açık olduğu için bazı bahçelerde geleneksel Japon evleri var.Buralarda bazen kral kendisi kalıyormuş bazen de önemli misafirlerini ağırlamak için kullanıyormuş.Yukarıdaki fotoğraf kralın misafirleri için kullandığı bir evden .

Japon bahçeleri ile ilgili yazacak şey çok .Her dönemin kendine özgü bir tarzı olmuş ve bunlar bahçelere yansımış.Bugün bahçeleri dönemlerine , elementlere vs göre çeşitli başlıklara ayırmışlar .

Tarihte estetik kaygılarla oluşturulmuş bu tip alanların günümüzde neredeyse zorunluluk halini almış olması çok acı.Hele bir de ülkeler zaten sınırlı sayıda olan yeşile göz dikmiş olan bir yönetime teslim edilmişse korumak için verilecek olan mücadele cabası . Bu bütün büyük şehirler için geçerli . Tokyo – Seoul – Istanbul farketmez .Betonlaşmanın getirdiği kirliliğin sağlığımıza etkilerini görmek için artan kanser vakalarına bakmamız yeterli.Herkezin köye yerleşmesi şu aşamada imkansız ama herkesin şehrindeki yeşile sahip çıkması mümkün.

Görüşmek Üzere

Yorum Yaz

Pin It