Insanın hikayesi bence dramın da hikayesi. Gittiğimiz her yerde , açtığımız her tarih sayfasında aynı hikayeler farklı yüzler.Bugün de Uzak Asyadan böyle bir hikaye anlatıcam size.Henüz 16 Yaşında bağımsızlık mücadelesi verirken bu dünyadan ayrılan bire kızın hikayesi.Türkiyede Erdal Eren , Güney Kore`de Ryu Gwon Sun …Bir başka coğrafyada isimsiz başka bir kahraman …

16 Aralık 1902 tarihinde Dünyaya gelmiş Ryu , Seoulun dışında ufak bir kasaba olan Cheonan bölgesinde.Korenin Japonya kontolu altına girmesinden hemen 3 yıl önce. Çok başarılı bir öğrenciymiş hatta o zaman kriterlerine göre şöyle anlatılıyor.Ailesi İncilden kısımlar okuduğunda Ryu onları hemen ezberleyip ikinci okumaya gerek kalmadan kendisi tekrar edebiliyormuş.Ailesi Ryu okuması için Seoula gönderiyor ve bugün hala Ewha Kadın Üniversitesi olarak devam eden okulda eğitimine başlıyor.1918 - 1919 yıllarında öğrenci olarak bugün 1 MART Hareketi olarak bilinen protestoların hazırlık sürecine tanık oluyor ve beş arkadaşı ile beraber ufak görevler alıp bu harakete katkı sağlıyor.Japonlar bu hazırlıklardan hoşlamadığı için örgütlenmenin temelini oluşturan öğrenci gruplarını dağıtmak adına okulları kapatma kararı alıyor ve Ryu memleketine geri dönüyor.Ama bu pes ettiği anlamına gelmiyor.Kapı kapı dolaşıp insanları cesaretlendirip başkaldırıya davet ediyor.1 Nisan tarihinde 3.000 kişinin katılımı ile büyük bir eylem organize ediyorlar . Japon güçlerinin müdahalesi sert oluyor . İlk saldırıda Ryunun ailesinin de içinde olduğu 19 kişi hayatını kaybediyor ve Ryu tutuklanıyor.Japon polisi önce işbirliği öneriyor . Bildikleri karşısında özgürlük !! Teklif ediyorlar ama Ryu geri çeviriyor. Ve Seodaemun Cezaevindeki işkence dolu günleri başlıyor.28 Eylül tarihinde bedeni işkencelere dayanamıyor ve can veriyor. Japon güçleri Ryunun bedenini işkence izlerini saklamak için vermek istemiyorlar. Aynı İbrahim Kaypakkayanın bedeninin babası Ali Kaypakkaya`ya verilmek istenmemesi gibi .Dedim ya hikayeler aynı sadece mekanlar farklı.

Fiziksel dünyayı terketmeden önce yazdığı son mektubunda diyor ki ;

`Tırnaklarım etimden ayrılmış olsa , kollarım ve bacaklarım kırılmış olsa bile hiçbir fiziksel acı vatansızlıktan daha çok acıtmaz `

Burda Japonya ama başka bir yerde başka bir ülke. Hangi ülke olduğu önemli değil.Kapitalizmin işleyiş biçimi bu şekilde. Aktörler değişebilir ama sistem değişmediği sürece çarklar bu şekilde dönmeye devam edicek. Ryu sadece kahramanlardan birtanesi . Daha niceleri var bilmediğimiz.

Seodaemun Cezaevinden 1945 yılına kadar yaklaşık 45.000 kişinin yolunu geçtiği düşünülüyor . Bunların 7.500`ü işkenceler ve kötü yaşam koşulları sebebi ile hayatını kaybetmiş.

 

 

Seodaemun Cezaevi 1908 yılının Ekim ayında faaliyete geçiyor.Ilk kurulduğunda kapasitesi 500 kişilikmiş fakat zamanla yetmeyince kapasitesi 3.000 kişiye çıkartıyorlar. Özellikle 1 MART Hareketinden sonra mahkum sayısı hızlıca artış göstermeye başlamış.Bende bugün Korenin çok bilinmeyen bu yönlerini size göstermek için ziyarete geldim.Virüsten dolayı gelmeden önce online rezervasyon yapmanız gerekiyor.Aslında normal şartlarda belirli saatlerde içeride tiyatro ve bazı canlandırmalarda oluyormuş ama şuan maalesef yapılmıyor.

Ilk oda yolu bu cezaevinden geçen insanların resimleri ile dolu. Gerçekten etkileyici bir manzara .Binlerce fotoğraf duvarlarda.İçerde bazı kelepçe ve işkence aletleri de sergileniyor.Demirden yapılma topuzlar , baş aşağı askılar vs …

Burası idamların yapıldığı odalardan birtanesi.Benden önce odada olan bir aile yakşalık 4-5 yaşlarındaki çocuklarına idam hakkında herşeyi anlattılar . Hatta nerdeyse uygulamalı göstericekler diye korktum.

Yukarıda sorgu odaları . Buraya getilen mahkumlar bildiklerini konuşmaları için uzun sorgulardan geçiyorlarmış.Konuşmayanlar aşağıda göreceğiniz içerisi çivili ufacık kasalarda tutulup konuşmaları için işkenceler yapılıyormuş.

Coloni dönemi boyunca tahmini 100.000 Korelinin Japon ordusuna hizmet ettiği tahmin ediliyor.Sadece erkekler değil birçok kadında köle olarak servis etmeye zorlanmış.Bugün hala kadınların protestoları devam ediyor ve özellikle 1980 yılından beri Japonya ve Kore arasında politik sorunlara yol açıyor.

Burası 1 numaralı mahkum binası.Bunun gibi başka binalarda var. Hücrelerde tuvalet ve su yok . Sadece bir kova veriyorlarmış ve bütün ihtiyacınızı kovalara görüyorsunuz.Bu hücrelerin dışında alt katlarda çok çok daha küçük karanlık hücreler var.Onlar cezalandırma amaçlı kullanılıyormuş.Hatta tabut boyutunda ufak dolaplar içinde günlerce tutulan mahkumlar varmış.

Aşağıda bölmelerle ayrılmış alan egzersiz alanıymış ama ben gerçekten ne tür bir egzersiz anlam veremedim.Aynı ölçülerde ayrılmış yaklaşık 10 kadar bölme ve başka hiçbirşey yok. Ayrıca mahkumların burada olduğu süre boyunca işgüçlerinden de faydalanılmış.Taş kırma , taşıma ve inşaat işleri için çokça kullanılmışlar.

Kadınların tutulduğu hücreler ayrıymış.Daha ufak yaştaki kadın mahkumlarda ayrı bir alanda tutuluyormuş.Burası yaşı büyük olan kadın mahkumların tutulduğu yerlerden biri ve icraa ettikleri bazı el işi örnekleri .

Kore resmi olarak 15 Ağustos 1945 tarihinde bağımsızlığına kavuşuyor. Bu tarih Japonya`ya karşı zafer olarak kutlanıyor.Seodaemun Cezaevi kullanımda olduğu süre boyunca birkaç kez isim değiştirmiş ve 1992 tarihinde bağımsızlık parkının açılışı ile beraber müze olarak kalmış.

1909-1987 yılları arasında kullanıldılığı süre boyunca binlerce insanın ya mezarı ya da hayatını değiştiren bir nokta olarak hafızalarına kazınmış.Geriye sadece siyah beyaz fotoğrafları kalmış .

Bugün çimenlerde koşan çocuklar için çok anlamı olmayan belki de sıkıcı bir yerdi burası ama eğer beni anlayacaklarını bilseydim onlara Nazım Hikmet`ten şu kısayı okumak isterdim

Özgürlük dediğin nedir çocuğum ? Haydi koş alabildiğince özgür , koşabilmek mi kumsallar boyu ? Meydanlar dolusu bağırabilmek mi yoksa ? Susabilmek mi asırlar boyu ? Sessizce ağlayabilmek mi yoksa Sen Sen ol çocuğum özgürlüğü öyle hafife alma. Özgürlük ne yarım ekmek ne yarım ezgi.O masmavi bir bulut gökyüzünde , ulaşılması zor ama imkansız değil.Özgürlük birlikte paylaşamadığımız , yüreklerimizden bileğimize indirilen zincir olmasın.                  Nazım Hikmet RAN

 

Yorum Yaz

Pin It